10 Ekim 2010 Pazar

Sabit

Bazen davranışlarımın nedenini irdelemediğimin farkına varıyorum. Örneğin nerdeyse on senedir çok güzel tablolar satan bir dükkanı sık sık ziyeret edip  bir tek tablo almadan çıktığımı fark ettim. Bir gün olsun kendime sormamışım, almak istiyorsam neden almadan çıkıyorum on senedir? Resme olan büyük ilgime ve sevgime rağmen...

Bunu düşünürken bir tabloya ilişiyor gözlerim, cevabı o tablodaki kadının yüzünde görüyorum. Her sabah aynı burnu , aynı gözleri, aynı duvarda asılı görmek istemeyişimden, senelerce yüzünün her kıvrımını ezberlemek beni yoracağından.  Evet cevap bu. Hızla geçen zamanı o kadının yüzünde veya hiçbir manzarada görmeye hazır değilim.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Parça

Yaşlı ve hasta babaannesine kurabiye götüren kırmızı başlıklı kızdan rol çaldım bugünlerde. Ellerimde kurabiyelerle karşısındayım. Yüzüne bakıyorum 'ben', saçlarına dokunuyorum benim saçlarım, elleri benim ellerim. Sanki onun tekrar yaratılmış olan bedeninde yaşayan bir ruhum, onun parçasıyım işte...

Mavi

O kadar çok istiyorum ki orada olmayı, korkuyorum gözlerimi kapamaktan, sanki gözlerimi açsam bir martı sesi duyacağım, elimi kaldırsam çarpacak geminin yelkenine. O kadar çok istiyorum ki, korkuyorum gerçek olmasından.

8 Ekim 2010 Cuma

Bugün tavukların için ne yaptın?

  Bugün, 3 gün önce tavuk sahibi olmuş bir tavuk görgüsüzü ne yaparsa onları yaptım. Geceden yağmur başlayınca tavucuklarım için endişelendim, üşüyüp hastalanmalarından korktum.
  Sabah erken saatlerde uyandığımda bir de göreyim, tavuklar yağmurun altında geziniyorlar. Normalde tavukların yağmur başladığında kümese sığındıklarını duymuştum. Fakat benimkiler yağmur altında romantik yürüyüşler yapmayı tercih etmişlerdi. Tavukları kümese doğru kovaladım fakat nafile, başka yönlere kaçıştılar, olan bana oldu tabi her yanım sırılsıklam oldu. Akşama kadar yağmur altında kaldılar.
  Bu sabah ilk defa kümesi dezenfekte ettim. Kümesi baştan aşağı süpürüp , sönmemiş kireç denilen dezenfektan maddeyi serptim. Sularına da  bir tatlı kaşığı elma sirkesi kattım. Elma sirkesi tavukların hastalanmasını önlüyormuş.
  Yavrucuklarım biraz önce yağmurlu ve yorucu bir günün ardından kümeslerine çekildiler. Birbirlerini ite ite bir yumak gibi birbirlerine sarılarak uyumaya koyuldular.
*Not:Bugün, geç de olsa tavukların kanatlarının su geçirmediğini öğrendim:))

7 Ekim 2010 Perşembe

Küçücük minicik çiftlikçik, içi dolu tavukçuk.

  Geçen hafta çok güzel bir rüya gördüm, güneşli bir bahçem vardı ve içinde 5 tavuk. Rüyamdan 4 gün sonra anneme tavuk yetiştirmek istediğimi söylediğimde,  'Tavuk yetiştirmek çok temizlik yapmayı gerektirir, ben uğraşamam bu işle' dedi, tavukların herşeyiyle ilgileneceğimi söylesem de  kolay olmadı ikna etmem tabii ki, bakmak zormuş, çok emek istermiş, kümes sık temizlenmeliymiş, falan filan. Babama 'Baba hadi kalk civciv almaya gidiyoruz.' dedim, o ise annemden çok farklı bir tepki verdi, 'Tamam nerden alacağız?' dedi.
  Büyük bir hevesle pazara koştuk, umduğumuz gibi civciv değil 2 aylık tavuk yavruları bulduk, bu beni daha çok sevindirdi, çünkü bu ,yumurtlama dönemi için daha az beklemem anlamına geliyordu. İnanılması güç ama koskoca tavuk pazarında sadece 5 tane tavuk kalmıştı, tıpkı rüyamdaki gibi, bir de horoz istedim satıcıdan, köşeye sinmiş küçük bir horoz yavrusu verdi bana, hasta gibiydi, itiraz etmedim, hepsini bir kutuya koyup heyecanla evin yolunu tuttuk. 3 gündür bahçeyi metal tellerle kuşatmakla ve kümes inşaa etmekle meşgulüz. Çok yorucu ama keyifli bir uğraş tavuk yetiştiriciliği. Küçük çiftliğim de oldukça özenli ve şirin.
  Tavukların sabah 5'te uyandıklarını bilmemden olsa gerek sabah 5'te gözlerim fal taşı gibi açık uyanıyorum, tavuklarım uyanmışsa kümeste sıkılmasınlar diye gidip kümesten salıveriyorum onları:) Sonra uyuyamıyorum da, habire çiftliği temizleyip düzene sokuyorum, akşama kadar sürüyor bu. Tavuklarım birkaç günde bana alışmış görünüyorlar, bahçeye girdiğimde yavaş yavaş yanıma yaklaşıp beni izlediklerini görüyorum. Hasta horoz iyileşti ve şu an aralarında en hareketlisi o gibi görünüyor.
  Küçük küçücük çiftliğimin her detayı tamamlandıktan sonra fotolarını paylaşacağım.
Sevgiyle.
 
 

6 Ekim 2010 Çarşamba

YORGUN

Uzun zamandır istemediğim şeyleri yapmak 'zorundayım', kendimi kurtarmak için yırtınmak 'zorundayım'. Son birkaç günse çok istediğim şeyleri yaptım, yoruldum, ellerim kanadı, başımı bir ağaca çarptım alnım şişti, yemek yemeyi unuttum, güçsüz düştüm, ama o kadar huzurlu o kadar mutluyum ki...

Ailemle bahçemizi minyatür bir çiftliğe dönüştürdük, hatta metal çitleri bile var. Daha sonra fotograflarını da paylaşacağım. Uzun zamandır yorulan zihnim yerine, şimdi bedenim çok yorgun, belki biraz daha ayakta kalsa bayılacak kadar. Özlemişim çok istediğim bir şey için yorulmayı, çok istemeyi ve istediğimi yapmayı.

3 Ekim 2010 Pazar

GİTMEK Mİ KALMAK MI

'Kalmak' ne soğuk kelime, 'durmak' korkunç benim için. Hele ki belirsizlik içinde beklemek...Gitmezsen hiç bilmediğine, değişmezsen ne kalır anlamı yaşamanın..